Facebook
Twitter
Instagram
Linkedin
Youtube
Google+
  info@evvabturizm.com Evvab Turizm Bir FanGrup İştirakidir
 
HAC •   2018 Hac Kur'a Sorgulama •   2018 Hac Programımız •   Kur'asız Hac Programımız •   Hac İçin Gerekli Evraklar •   2018 Hac Ön Kayıt Bilgi Formu •   Günlük Hac Rehberi •   Hac Danışma Formu •   Umre Vizesi Evrakları •   Günlük Umre Rehberimiz •   Umre Kitapçığı •   Hac Çeşitleri •   Hac Hakkında Önemli Bilgiler •   Hac Nedir ve Kimler Yapabilir? •   Sıkça Sorulan Sorular •   Hac ile İlgili Ayet ve Hadisler •   Mekke ve Medine Hakkında •   İhram Yasakları Hakkında •   Mekke Ziyaret Yerleri •   Medine Ziyaret Yerleri •   İhram Yasakları Hakkında
 
MEDİNE ZİYARET YERLERİ
Medine-i Münevvere Arabistan’ın kuzey batısında, Kızıldeniz’e 130 km. uzaklıkta olup deniz seviyesinden yüksekliği 619 m.dir. Bugün Medine-Mekke arasında ulaşım, hicret yolu olarak bilinen 418 km.lik otoyol vasıtasıyla sağlanmaktadır. Şehrin kurulduğu geniş düzlüğün Kuzeyi Uhud Dağı, güneyi Âir Dağı, Doğusu Vâkım ve Batısı da Vebere hareleriyle (volkanik lav akıntısının oluşturduğu siyah bazalt taşlıklar) kuşatılmıştır. vardır. Bu günkü nüfusu 900.000 civarındadır. (Kasım 2006) Eski ismi Yesrib olan bu şehre, Rasülüllah Efendimiz’in bu şehri nurlandırması ile Dârulhicre, Medînetünnebi, Medine-i Münevvere denilmektedir

CENNETÜ’L BAKÎ
Medine’nin Bakî’ veya Bakî’u-garğad adı verilen mezarlığı şehrin güneydoğusunda Mescid-i Nebevi’nin yakınında yer almaktadır.

İlk defa Rasülüllah (s.a.v.) tarafından bezarlık haline getirilen bu alan daha önce“Garğad” adı verilen bir tür çalılıkla kaplı idi. Türkler arasında daha çok “Cennetü’-bakî” adıyla meşhurdur. Bu mezarlığa muhacirlerden ilk defnedilen Peygamberimiz’in sütkardeşi Osman İbn-i Ma’zun” , ensardan ise Es’ad b. Zürâre’dir.

3. halife Hz. Osman Bakî kabristanlığında medfundur.
Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, halası Safiye ve bazı torunları da buradadır.
Efendimiz’in oğlu İbrahim, kızları Rukiye ve Zeyneb, Hz. Fâtıma ile oğlu Hasan da
buraya defnedildiler. Kerbelâ’da şehid edildikten sonra Şam’a götürülen Hz. Hüseyin’in başı,
Muaviye tarafından Medine’ye gönderilince annesinin yanına defnedildi.

Bakî’a defnedilenler arasında Rasül-ü Ekrem’in “benim ikinci annem” dediği Hz.Ali’nin annesi Fâtıma binti Esed ile mübarek zevceleri-mü’minlerin annelerinden Hz. Âişe, Hz. Hafsa, Hz. Ümmü Seleme, Hz. Zeyneb binti Huzeyme, Hz. Zeyneb binti Cahş, Safiye, Reyhâne ve Mâriye bulunmaktadır.
Cennetü’l-Baki’a Ehl-i beytin ileri gelenlerinin yanında başta Abdurrahman b. Avf,Sa’d b. Ebû Vakkas, Abdullah b. Mes’ûd, Suheyb er-Rûmî ve Ebû Hureyre olmak üzere on bin civarında sahabe, tabiinden bir çok zevat, günümüze kadar bir çok evliya medfundur.
Rasülüllah Efendimiz zaman zaman Cennetü’l-Bak’i’a giderek orada medfun
bulunanlara dua ederdi. Bakî’ ehlini ziyaret müstehaptır.

Kabristanlıkta Hz. Osman, Allah’ın Rasülünün amcaları Abbâs, Hz. Âişe, Hz. Hasan gibi sahabilerin kabirleri üzerine inşa ettirilen türbelerle diğer mezar yapıları daha sonradan ortadan kaldırılmış, mezarlar sadece baş ve ayak uçlarına konulan küçük taşlarla belirlenmiştir.
Genişlemelerle birlikte günümüzde 180.000 m2’ye ulaşan Cennetü’l-Baki’ yine Medine mezarlığı olarak kullanılmaktadır.

MESCİD-İ ĞAMÂME (MUSALLÂ)
Rasül-ü Ekrem bayram namazlarını Mescid-i Nebevî’de değil, buraya güneybatı yönünde 500 m. mesafedeki açık alanda kıldırırdı. Bazen yağmur duası için de kullanılan ve Medine’ye gelen kafilelerin konakladığı Menâha adlı bu yerin bir bölümü musallâ haline getirilmişti.

Ömer b. Abdülaziz Medine valiliği esnasında burayı imar etmiş ve bundan sonra “Mescid-i Musallâ” adıyla anılmıştı.

Rasülüllah (s.a.v.) bayram namazı ve yağmur duası için buraya çıktığı zaman kendisini bir bulutun gölgelemesi sebebiyle sonraki dönemlerde Ğamâme Mescidi adıyla meşhur oldu.

Sultan I. Abdülmecid tarafından yeniden inşa edilen 32,5 x 23,5 m. ölçüsündeki Mescidi Ğamâme güney tarafında büyük bir kubbe, kuzey tarafında ise bu büyük kubbeyle uyumlu beş küçük kubbe ile örtülüdür.

Sultan II. Abdülhamid döneminde ve 1990’da kapsamlı bir tamirattan geçirilen mescid, Osmanlı mimari tarzını hâlâ korumaktadır.

MESCİD-İ EBÛ BEKİR ES-SIDDÎK
Medine musallâsında yer alan mescidlerden biridir. Mescid-i Musallâ’sının kuzeybatısındaki Amîdiyye sokağının başındadır. Hz. Ebu Bekir (r.a.) halifeliği sırasında burada bayram namazı kıldırdığı için bu adı almıştır. Bu yerde Peygamber Efendimiz de bayram namazı kıldırmıştır.

İlk defa Ömer b. Abdülaziz tarafından inşa edilen mescid, 1838’de Sultan II. Mahmud tarafından yenilenmiştir. 1990’da tamirattan geçirilen ve 292 m2’lik bir alanı kaplayan mescid halen Osmanlı mimari tarzını korumaktadır

MESCİD-İ ALİ B. EBÛ TÂLİB
1662’de Medine’yi ziyaret eden Ebû Sâlim el-Ayyâşî, Peygamber Efendimiz’in muhtelif yerlerde bayram namazı kıldırdığını, bunlardan üç tanesinin meşhur olduğunu kaydeder. Bunlardan biri de Mescid-i Ebu Bekir’in hemen kuzeyinde, Hz. Osman evinde isyancılar tarafından kuşatıldığında Hz. Ali’nin Medine musallâsında bayram namazını kıldırdığı yerdir.

İlk defa Ömer b. Abdülaziz tarafından inşa edilen Mescid-i Ali, 1990’da 882 m2’lik biralan üzerine eski tarzına benzer bir şekilde inşa edilmiştir

MEDİNE İSTASYONU
1900 yılında yapımına başlanan ve 1908’de Medine’ye ulaşan Hicaz Demiryolu ile Medine-İstanbul arasında bağlantı kurulmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinin ardından Hicaz Demiryolu âtıl hale gelmiştir.

Bugün yeniden canlandırılmaya çalışılan Hicaz Demiryolunun son durağı olan Medine’deki istasyon binasıyla yanındaki Osmanlı tarzı cami hâlâ ayaktadır.

UHUD DAĞI
Uhud Dağı Medine-i Münevvere’nin kurulduğu düzlüğü kuzeyden kuşatır. 8 km. uzunluğunda ve 110 m. yüksekliğindedir. Mescid-i Nebevi’ye uzaklığı 5 km.dir.
Tek başına bulunduğu, bölgedeki herhangi bir dağ silsilesine bağlı olmadığı için bu adı almıştır. Uhud Dağı, bugün doğuda Medine Havaalanı yoluyla, batıda Tarîkuluyûn ile kuşatılmış ve gelişen şehre dâhil olmuştur.
Mekke müşrikleriyle yapılan mücadelenin önemli safhalarından olan Uhud Savaşı burada gerçekleşmiş ve adını buradan almıştır.

MESCİD-İ KIBLETEYN
Medine-i Münevvere’nin kuzeybatısındaki Vebere haresinde ve Mescid-i Nebevi’nin 5 km. uzağında yer almaktadır. İlk adı, içinde bulunduğu kabile bölgesinden dolayı Benî Seleme Mescidi iken Rasülü Ekrem’in burada öğle namazını kıldırdığı sırada kıblenin Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’dan Kabe’ye çevrilmesi üzerine “iki kıbleli mescid” manasına gelen “Mescid-i Kıbleteyn” adını almıştır.
İslamiyetin ilk yıllarında kıble, Kudüs’deki Mescid-i Aksâ idi. Peygamber Efendimiz ve ona iman edenler Mekke döneminde olduğu gibi hicretten sonra da an altı veya on yedi ay Kudüs’deki Mescid-i Aksâ istikametine dönerek namazlarını eda ediyorlardı.Mescid-i Nebevî ile Mescid-i Kubâ’nın mihrapları buraya yönelik olarak yapılmıştı. Fakat Rasülüllah (s.a.v.) Efendimiz Kudüs’e yönelerek namaz kılmakla beraber, içinde hep Kabe-i
Muazzama’ya yönelmek arzusu vardı. Bu hususta dua ediyor ve vahyin gelmesini arzu ediyordu.
Medine’de Yahudiler de yaşıyordu… Onların da kıblesi Kudüs… Bundan Yahudiler kendilerine pay çıkarttılar.
“Ne acaib iştir! Dini bizden ayrı, fakat kıblesi bizim gibi!” sözler sarfediyorlardı. Bu sözler Resulullah efendimize kadar geldi. Bu söylentilerden, kalb-i şerifleri incindi. Bir gün Cebrail aleyhisselam geldiğinde, ona buyurdular ki: “Ey Cebrail! Allahü teâlânın,
yüzümü, Yahudilerin kıblesinden Kabe’ye çevirmesini arzu ediyorum.”
Cebrail aleyhisselam da; “Ben, ancak bir kulum. Bunu, Allahü teâlâdan niyaz et!” diye cevap verdi.
Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15. günü Rasülüllah (s.a.v.) Seleme Oğulları yurdundaki bu mescidde öğle namazını kıldırıyordu. Namazın iki rekatı eda edilmişti ki, kıblenin çevrilmesi ile alakalı aşağıdaki ayet-i kerime nazil oldu.
قال الله تعالى : قد نرى تقلب وجهك فى السماء فلنولينك قبلة ترضاها
فول وجهك شطرالمسجدالحرام وحيث ما كنتم فولوا وجوهكم شطره .
“Yüzünün gök yüzüne çevrilmekte olduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde yüzünü hemen Mescid-i Haram’a doğru çevir. Ey müminler, yüzlerinizi onun yönüne çevirin.” (Bakara, 144)
Peygamber Efendimiz yönünü Beyt-i Makdis’den Kabe-i Muazzama’ya çevirdi. Cemaat da safları ile birlikte döndüler ve son iki rekatı Kabe’ye doğru kıldılar. Bundan dolayı bu mescide “Mescid-i Kıbleteyn” (iki kıbleli mescid) denilmiştir.
Bu değişiklik her tarafta duyuldu. Karalamak için bahane arayan Yahudiler ve onun gerisinde saklı münafıklar hemen ortaya atıldılar:
– Önce bir yöne sonra başka yöne, bu ne demek? Ve devam ettiler:
“Eğer bizim kıblemizde kalsaydı, kitaplarımızda geleceği haber verilen peygamber O’dur derdik”
Bu söze kendileri de aslında inanmıyorlardı. Maksatları zihinleri karıştırmaktı… Pek ala onlar da biliyordu ki, Resulullah kitaplarında bildirilen Peygamberdi. Fakat kabul etmediler.
Çünkü kendilerinden değildi… Bunu hazmedemediler.
Namazdan sonra Eshabı kiramdan bazıları sordu:
– Ey Allahın Resulü! Ya bizim bu zamana kadar kıldığımız namazlar ne olacak?
Cevap ayet-i kerimeymle geldi:
“Allah sizin imanınızı (namazlarınızı) zayi etmez!”
Ömer b. Abdülaziz, Medine valiliği sırasında Mescid-i Kıbleteyn de dahil olmak üzere Rasulullah Efendimiz’in namaz kıldığı bütün mescidleri yenilemiştir.9 Memlük Sultanı Kayıtbay zamanında tavanı yenilenmiş, avlusu da bir duvarla çevrilmiştir.
Mescid-i Kıbleteyn’in ilk ciddi imarı Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1543-44’te gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde cami iki kıblesinde de yer alan revaklarla birlikte 425 m2 lik bir alanı kaplıyordu ve üzeri daha önce olduğu gibi ahşap bir çatıyla örtülmüştü.
1987’de Suudi Hükümeti tarafından genişletilerek yeniden inşa edilmiştir. Caminin içi modern tarzda süsleme motifleriyle ve Türk hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celî sülüs ve kûfî hatlarla bezenmiştir

MESCİD-İ KUBÂ
Kuyuları ve hurma bahçeleriyle meşhur verimli bir vaha üzerinde kurulmuş olan ve adını buradaki bir kuyudan alan Kubâ, Mekke yolu üzerinde bulunan bir köydü. Rasülüllah Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında Medine’ye yaya bir saatlik mesafede bulunan Kubâ’ya ulaştı. 14 gün müsafir kaldı. Bu süre içerisinde Evs’in bir kolu olan Amr b. Avf oğullarından Gülsûm b. El-Hedm’in evinde misafir kaldı; genişliğinden dolayı daha uygun gördüğü Sa’d b. Hayseme el-Ensari’nin evinde de ashabıyla sohbet etti. İnşaatında bizzat kendilerinin de çalıştığı İslam’da ilk mescidi yaptırdı. Burada namaz kıldı. Sa’d b. Hayseme’nin evinde Rasülüllah’ın (s.a.v.) namaz kılarak ashabıyla sohbet ettiği
yer 1985’te gerçekleşen son imara kadar korunmuş, bu genişletmede Kubâ Mescidi’ne dâhil edilmiştir.
Kubâ Mescidi, Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ’dan sonra en faziletli mesciddir.
Kubâ Mescidi’nde namaz kılmayı umreyle eşdeğer gören Peygamber Efendimiz,
Medine’de bulunduğu zamanlar Cumartesi, bazen da Pazartesi günleri ve Ramazan’ın 17. günü Mescid-i Kubâ’ya giderek namaz kılar, burada verilen Kur’an-ı Kerim derslerini denetler, kendisine sorulan soruları cevaplandırırdı.
Kur’an-ı Kerim’de Tevbe Suresinin 108. ayetinde sözü edilen mescidin Kubâ Mescidi olduğu kabul edilir:
قال الله تعالى : لمسجد أسس على التقوى من أولويوم أحق أن تقوم فيه. فيه رجال
يحبون أن يتطهروا والله يحب المطهرين
“Tâ ilk günden takva üzere tesis edilen mescid içinde namaz kılman elbette daha layıktır. Onun içinde çok temizlenmeyi sevenler vardır. Allah da çokca temizlenenleri sever.” (Tevbe, 108)
Âyet-i Kerimede zikri geçen “temizliği seven erkekler” ifadesi ile Kubâ halkı kastedilmiştir. Çünkü onlar su ile istincayı âdet haline getirmişlerdi (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili âyetin tefsiri).
Kuba Mescidini ziyaret etmek ve burada namaz kılmak müstehaptır. Burası, Hz. Peygamber (s.a.s)’in, düzenli olarak Cumartesi günleri, zaman zaman da Pazartesi günleri ziyaret etmeyi âdet haline getirdiği bir mesciddi. Oraya bazen binekli olarak bazen yaya gider ve namaz kılardı.
Bir hadîs-i şeriflerinde bunu müslümanlara da tavsiye ederek şöyle buyururlar:
“Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra başka maksatla değil, sadece namaz kılmak için Kuba Mescidi’ne giderse bir umre yapmış gibi sevap kazanır.”
(Tecrid c.4, s.212

CUMA MESCİDİ
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hicret sırasında Kubâ’ya ulaşarak burada Mekke’den gelecek olan Hz. Ali (r.a.) ve diğer muhacirleri beklemek üzere 14 gün kaldı.
24 Eylül 622 Cuma günü Medine’ye hareket etti. Yaklaşık 500 metre sonra Ranuna vadisinde Beni Sâlim kabilesinin içinden geçerken kabile halkı Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)i bırakmadılar. İkramda bulundular.
Rânûnâ’ya vardıklarında öğle vakti olmuştu. Cumanın farziyyeti ile alakalı ayet-i kerime nazil olunca buradaki namazgâhta ilk Cuma hutbesini okudu ve ilk cuma namazını kıldırdı.
Daha sonra bu ilk Cuma namazının hatırasını yaşatmak için “Mescid-i Cuma” adıyla meşhur olan bir mescid yaptırıldı.
Bu mescide “Âtike” veya Beni Sâlim kabilesi içerisinde olduğu için “Beni Sâlim” mescidi de denir. Ayrıca mescidi “vadi” de denir. Çünkü bu mescid “Ranuna vadisi”nin içerisindedir.
Bu mescid 1990’lı yıllarda yeniden yapıldı. Türk mimarisini andıran yapısıyla arzı endam eden bu mescid, Kubâ mescidinin 350 m. kuzeyine düşmektedir. Mimarı Mahmut Kirazoğlu dur.

MESCİD-İ ZÜLHULEYFE (MÎKÂT MESCİDİ)
Zülhuleyfe, Medine yönünden Mekke’ye gideceklerin ihram yeri (mîkât) olarak Peygamber Efendimiz tarafından belirlenmiştir. Bugün Hz. Ali’ye nisbetle “Âbâr-ı Ali” (Ebyâr-ı Ali) adıyla anılan Zülhuleyfe’deki bu mescidin Mescis-i Nebevî’ye uzaklığı yaklaşık 11 km.dir. Medine’nin güneybatı sınırı buraya kadar ulaşmıştır. Rasülüllah Efendimiz daha önce iki umre yolculuğunda yaptığı gibi, Vedâ Haccı sırasında da Zülhuleyfe’de geceleyerek semûre adlı bir ağacın altında namaz kılmıştır. 1 Bundan dolayı buraya Mescid-i Şecere adı da verilir. Peygamberimizden sonra Medine’den Mekke’ye gidenler burada ihrama girmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanından itibaren inşa edildiği bilinen mescide onun namaz kıldığı yer, yakın zamana kadar belirgin hale getirilerek muhafaza edilmişti. Sonraki dönemlerde çeşitli tamiratlar geçiren Mescid-i Zülhuleyfe, Melik Fahd zamanında yeniden inşa edildi ve çevresi umre ve hac ihramına girmek için buraya geleceklerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde modern bir tarzda düzenlendi.

 
E-Bltene Kayıt Olun   :